29 Mart 2016 Salı

Tespit var öneri yok..

Oldum olası sinir olurum ikisi arasındaki çelişkiye.. ‘Eeee tüm bunları tespit etmişsin de önerin ne??’ diye sorarlar adama. Misal okuduğum kitap insan psikolojisinin altında yatan gerçekleri öğrenerek, hayatımıza yön vermemizi sağlamak için yazılmış. Lakin kitabın okuduğum kadarı tespitlerden oluşuyor ama gelin görün ki elle tutulur bir öneri yok. Aynı sinir olma hissini gitmiş olduğum psikiyatrlarda da duymuştum. Ne anlatsam dinleyen, hakkımda çeşitli tespitlerde bulunan kişilerin içinde bulunduğum durumdan çıkmam adına tek bir önerisi olmamıştı. Bir nevi fal baktırmak gibi bişey bu aslında. Nasıl ki falcı sizden aldığını size satar ve genelde olmuş olayları size söyler buda bir benzeri işte.. Olacaklar, yapılması gerekenler hakkında tek bir fikir bile yok.

Bu durumdan yola çıkarak, neden insanlar tespit ettikleri durumlara karşı çözüm önerisine bulunmaz diye çok düşündüm. Tabi ki cevabı buldum. ‘Kimse risk almak istemiyor’. O halde neden eksiklikleri, olanları yada olmayanları listeleme peşinde insanoğlu? Bunun da cevabı basit. En kolayı bu da o yüzden. Bana göre iyi yada kötü bir önerisi olmalı insanın. Birde bunun riskini alacak yüreği..  Sırf bu sebeple görüşmediğim insanlar, gitmeyi bıraktığım psikiyatrlar ve okunmadan kenara konulmuş kitaplarım var. Çünkü benim sorulardan ve sorunlardan ziyade cevaplara ihtiyacım var. Hayatım bu cevapları aramakla geçip giderken cevapsız kalan tek bir soruya daha tahammülüm kalmadı.

Ve her tahammülü kalmamış insan gibi gözüm kararıyor çoğu zaman. İşte bu göz kararmasının tek çözümünü içimizde bulacağımızı söyleyen bilir kişilerin aksine daha yüce bir varlıkta aramanın hepimiz için çözüm olacağına inancım gittikçe kuvvetleniyor. İşte böyle zamanlarda daha çok sığınıyorum ‘O’na.. Ve tüm tespitlere tek bir cevap olsun istiyorum; 'YA HABİR'


28 Mart 2016 Pazartesi

İçimde büyüyen bişey…

Yeni değil varlığı ama eski de değil..

Ortalama bir zaman aralığında tanıştık..

Düşündükçe ve daha çok üzüldükçe hızlanan bir şey…

Zaman zaman aldığım nefesi zehreden bir yumru..

Varlığına, yokluğumda kişiler üzerinde yapacağı tesir hatırına katlandığım bir şey..

Ne olduğunu bilmediğim halde tutunduğum...

Beni alıp götürmesini dilediğim...

Sevdiğim, canımdan çok sevdiğim...

25 Mart 2016 Cuma

Bazıları kararlarını verirken net olmaz. Muallaktır davranışları…
Birine yüz çevirirken tamamen kapatmaz kapısını, ister ki gittiği yerden dönecek olursa bir gün hazırda biri olsun..

Ve döndüğünde gittiği yere tekrardan, bir önceki kapıyı da kapatmaz. Ki belki istediği gibi olmazsa her şey bu seferde bir öncekine dönerim diye düşünür.

Ama düşünmez bir hayatı içten içe yok ettiğini..

Bir hayatı mahvettiğini...

Bir insanın umutlarını yok edip, hayatına son verdiğini..!

Umut ki insanı hayata bağlar...

İşte o bağları koparmayın, yapıyorsanız yapmayın, can yakmayın, seviliyorsanız kıymetini bilin, sevebiliyorsanız siz de sevin yoksa çekip gidin..

Hayat ince bir çizgidir.. o çizginin dışına çıkarmayın!

Kıymayın!



Bugünkü yazım tesadüf eseri karşılaştığım birine..

Miss Nobody’e..

Okuyorum durmadan okuyorum.. 

Dedim ya kendimi okur gibi okuyorum yazdıklarını, açtığım hesabın kendi hesabım mı olduğunu kontrol edecek kadar tereddüt içerisinde, kendi acımı okur gibi okuyorum..

Ben yazamadım ama sen anlatmışsın..

Hele Ali Lidar’dan yaptığın aşağıdaki alıntıyla durumu çok güzel özetlemişsin…

‘Eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar.
Bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar
Uykusuz geçen geceler, parklarda içilen şaraplar, yerli yersiz kıskançlık krizleri çıkar.
Ama sevgine karşılık çıkar mı? 
O biraz zor işte.. ’


Şimdi sen tüm bu kelimeleri bir araya getirip, benim cümlelerimi, bilmediğim bir zaman diliminde, bilmediğim bir yerde satırlara dökerken benim senin için yazmamam saçmalık olurdu. Çünkü acılar her zaman denk gelmez birbirine.. Düşünsene dünyada milyonlarca acı var.. Kimi can, kimi mal kaybından, kimi hastalıktan, kimi huzursuzluktan, kimi varlıktan, kimi yokluktan… Baktığında hepsi acı, herkesin acısı kendine acı.. O yüzden aynı cümlelere hapsolmuş kelimelerle aynı acıya denk gelmek önemli. Hani sen hem üzüldüm, hem mutlu oldum yazmışsın ya onun gibi bir şey işte..

Ümit Yaşar’ın da dediği gibi;
Karşılaşmamız kaderdi belki (buarada okuduğum ilk yazın ‘Kader’di).
Ama çektiğimiz çiledir bizi birbirimize yaklaştıran,
O korkunç ümitsizlikler, büyük çaresizliklerdir.
Acılarımızı yitirmeyelim..

Sanıyorum acıya da sahip çıkmak önemli. Çünkü acılarımızdır bizi biz yapan.. Ve yine aynı acılardır benzerini bir başkasında bulduğumuzda sımsıkı sarıldığımız..

Şimdi sen adını dahi bilmeden, bilmek istemeden, nerede olduğunun hiçbir önemi olmadan, nerede olduğumun ve ne olduğumun önemi olmaksızın yazdığım kişi!

Kaybettiğim kendimi bulmuş gibi, iç sesimle konuşur gibi, benim bir yerlerde unuttuğum cesaretim gibi, içimden bağırdıklarımı söz olup satırlara döker gibi yazıyorsun ya, sırf bunlar için bile koca bir teşekkür etmem gerek sana.

Teşekkür ederim,

Hükümsüz kıldığım varlığıma anlam kattığın için çok ama çok teşekkürler,






24 Mart 2016 Perşembe

Kendime, kendi kendime..

Yıllar önce Savaş Ay’ın sunduğu A Takımı isimli programda sokağa düşmüş insanların hayatları, sokağa düşmeden önceki yaşamları işlenmişti. O zamanlar garip ve bir o kadar korkutucu gelen bu bölümü hayretle izlemiştim. Hayatta her şeyin bir sebebi vardı. Diyeceksiniz ki buradan konuyu nereye bağlayacak? Kendime bağlayacağım tabiî ki de nereye bağlayabilirimJ An itibariyle aklıma ilginçtir ki kendim geldim J Bilmiyorum size olur mu ama insanın aklına kendinin gelmesi ilginç bir durumdur bana göre. Eski yazılarım, eski hallerim bir anda geçti gözümün önünden.. Kendim gibi birini tanımadım hiç. Tanısam eminim çok severdim. Yooo sanmayın kendime aşığım, hayır değilim. Ama seviyorum kendimi. Özellikle durmadan konuşan, beni hiç yalnız bırakmayan kendimi, zaman zaman kızsam da seviyorum. Kendimi bildim bileli konuşuruz, yaptığımız, yapmadığımız, yapılan, yapılmayan her şeyi ama her şeyi konuşuruz.. Ben ve kendim zaman zaman da çatışırız. Anlaşamadığımız durumlar çoktur. Ama küsmeyiz birbirimize, biliriz ki bize bizden yakını yoktur. Şimdi, şuan aklıma gelen kendimi düşünürken, kendime bir yabancıya bakar gibi baktım.. Hani deriz ya ‘kendimi tanıyamıyorum artık’ diye.. işte belki de en çok oturan tabir bu oldu… Eskiden sorsalar nasıl bilirsin?  diye.. Kendimi ‘eğlenceli’ sözcüğünün geniş kapsamına dahil edebilirdim. Sadece etrafımdaki insanları değil, kendimi de eğlendiren bir yapım vardı.. Vardı diyorum çünkü artık yok. Şimdi nerededir, ne yapar hiçbir fikrim yok.. Sigara yasağı gibiydi gidişi… Hani yasak ilk geldiğinde ‘yok canııııımmm uygulayamazlar…’ diye ahkam kesen biz içiciler, nasıl bir anda buz gibi havada kendimizi sokakta sigara içerken bulduk.. Benim eğlenceli halimde gitmez derken gidiverdi. Şimdi bu yazıyı ona bir çağrı niteliğinde yazıyorum..

Sevgili benim eğlenceli halim, boş vermişliklerim, amaaan canım sende tavırlarım, sizi çok özledim. Evet belki geç kalınmış bir mektup ama umut hep benimleydi o gitmedi. O (umut) dedi ki bana, ben seninleyim tut elimden, gel beraber bir çağrı yapalım.. Belki okuyan olur, nerede olduklarını bilen olur, duyan olur, gören olur … belki haberleri olursa onlarda aynı hasretle koşar gelirler sana. Bende ona uydum..

Benim güzel hallerim!

Sizden kocaman bir af diliyorum. Özrümü kabul edip dönerseniz çok sevinirim. Yine eskisi gibi olabiliriz belki, belki denersek yapabiliriz ne dersiniz??


Sizi seviyorum, ben buradayım, bekliyorum!
Oldum olası gözlem yaparım. İnsanları, davranışlarını, neyi, ne için yaptıklarını düşünürüm. Bunu çok küçük yaşlardan itibaren yaptığım için bu konuda başarılı olduğum söylenebilir. Tabi başarı zaman zaman hata yapmama engel değil. Gerçi bu hatalar çoğu zaman bile isteye yapılmış hatalar olduğu için hata da sayılır mı bilemiyorum. Neyse.. Uzun zaman önce hakkında kesin hükmümü vermiş olduğum bir kişinin, bu seferde başka bir kişiye kendini tanıtma biçimine tanık olunca üzerinde düşünmeye değmese de, belki sizlere faydası olur düşüncesiyle yazmak istedim. İstedim ki bencil insanı tanıyın ve ona göre davranış biçiminizi belirleyin.

Sözlük anlamıyla, yalnız kendini ve kendi çıkarlarını düşünen bu bencil insanımıza X diyelim. X kişisi ve buna benzer kişilikte olanların en tehlikeli olanları bunu ilk başta size sezdirmeyenlerdir. Çok sıcak, çok arkadaş canlısı, çok alttan alan, çok prensipli, çok yardım sever görünürler.. Öyle dik, öyle sağlam bir duruş sergilerler ki aslında oldukları kişiden bambaşka bir kişiyi tanırsınız. Dedim ya öyle güzel özelliklerle gözünüzü boyarlar ki bilemezsiniz aslında oldukları kişinin kim olduğunu…

Ama hiç kimse ömür boyu aslını gizleyemez.. bir yerden patlak verir mutlaka.. X kişimiz çok maharetli olduğundan bu durumu yıllarca çevresinden gizlemeyi başardı. Öyle bir tanıttı ki kendini, en arkadaş canlısı oydu, en sağlam oydu, herkes eğilse o dimdik kalırdı, o vefa nedir bilirdi, o kimseyi kırmazdı v.s.

İlk keşif benimle oldu..  Nede olsa iyi bir gözlemciydim, bu ilki yaşamam tesadüf değildi, yine de acı verdi. Şimdi size bu kişileri nasıl anlayacağınıza dair birkaç ipucu vereceğim.

Birincisi kimse mükemmel değildir. Bu nedenle karşınızda mükemmele yakın bir insan durduğunu düşünüyorsanız biraz geri çekilmenizi öneririm. Hayatınıza ne kadar renk katıyor, ne kadar mutlu ediyorsa sizi bilin ki ardında bırakacağı yıkım da aynı ölçüde olacaktır.

İkincisi herhangi bir fikir ayrılığında bu kişiler konuşmak yerine kaçmayı tercih ederler. Sebepsiz uzaklaşan birini görürseniz bırakın gittiği yerde kalsın.. Israrcı olduğunuzda asıl yüzüyle karşılaşırsınız ki hiç tavsiye etmem. Çünkü hayal kırıklığının tamiri çok güçtür.

Üçüncüsü bu insanlar sezdirmeden size kendi sorumluluklarını yüklerler. Bunu o kadar normalmiş gibi yaparlar ki, yaptıklarınızın onun yapması gerekenler olduğunu düşünemezsiniz bile. Beliniz bükülür, adımlarınız yavaşlar yükünüzden ama sorun sizdeymiş gibi davrandıklarından sorunu kendinizden bilir yine de ona toz kondurmazsınız. Bunu anlamanın en güzel yolu o kişi için yaptıklarınızın bir yada bir kaçını yapmayı bıraktığınızda ortaya çıkar.. ’40 yıl sırtında taşı, bir gün indir senden kötüsü yoktur’ lafının ne için söylendiğini anlarsınız.

Dördüncüsü bir şekilde hayatınızın odak noktası olurlar. Onların uygun zamanları, görüştüğünüz zamanlar halini alır. Şöyle bir düşünün eğer ki sürekli karşınızdaki kişinin programına göre şekilleniyorsa hayatınız, tebrikler sizde bu kervana katıldınız demektir..

Beşincisi bahanesi çoktur bu insanların. O bahanelere sığınıp hayatı zindan ederler. Öyle mantıklı gelir ki söyledikleri, öyle güzel işler ki bunu size kendinize düşman olursunuz.

Altıncısı bu kişilerin çevreleri geniş, arkadaşları pek bir kıymetlidir (!). Bakın deneyin ve görün.. Arkadaşı hakkında ufacık bir yorumda bulunun, kaplan kesilirler. Hemen savunmaya geçer, sizi öyle bir suçlar ki kendinizi özür dilerken bile bulabilirsiniz. Ama aynı kişiler sizin arkadaşlarınızla ilgili fikir yürütürken buna sonsuz hakları varmışcasına alır yürürler.. Burada unutulmaması gereken nokta kişi arkadaşını ne kadar savunuyorsa bilin ki o arkadaşla mutlaka ilişkiye (en az 1 kez birlikte olunmuştur) girilmiştir. Savunma da zaten buradan gelmektedir. Bu kişilerin ahlaki değerlerini buradan da net biçimde anlayabilirsiniz.

Yedincisi ufacık şeyler dünya sorunu haline gelebilir. Öyle ki bunu yüzüne söylediğinizde bunu ‘benim prensiplerim var’ yada ‘ben böyleyim..yerse’ gibi tabirlerle karşılaşırsınız. Kişi size ufaktan aba altından sopa gösteriyorsa ve kaçmak için vakit varsa kaçın derim.

Sekizincisi kendilerini size savunmasızca açtıklarını söylerler yada öyle hissetmenizi sağlayan davranışlarda bulunurlar. Amaaaa öyle bir an gelir ki ‘dur bakalım orada’ deyiverir bir anda. ‘Bu şekilde bana müdahale edemezsin / ben bu hakkı kimseye vermiyorum’ gibi bir cevapla size haddini bildiriverir..

Dokuzuncusu eğer haddiniz bir şekilde bildirilmişse yine ot gibi dibinizde biterler.. Niye? Çünkü (güya) üzülürler.. yufka yürekli sanmayın bunları, zehir saçarlar etrafa..

Onuncusu velev ki tespit edip karşısına geçtiniz.. Yaptıklarını bir bir saydınız… işte o zaman var yaa… birden dünyanın en savunmasız, en masum insanı pozuna girip, ona haksızlık ettiğinizi söylerler…  Bunu da öyle damardan yaparlar ki ömrü hayatınız yaptığınızı sorgulamakla geçer ama hiçbir şey elde edemezsiniz. (Aldanmayın!)

Bu maddeleri kendi içerisinde alt maddeler olarak çoğaltabiliriz ancak bunlar bile ufaktan tecrübe sağlamanız açısından yeterli diye düşünüyorum.

Bunların bir veya birkaçıyla karşılaştıysanız bilin ki bu X kişisi.. Size verdiğim ufak yöntemlerle sağlamasını da yapabilirsiniz.

Tüm bunlar başınıza zaten geldiyse, bir yaşınıza daha girdiniz demektir. O zaman da size iiiiikiiiii dooooduuunnn diyorumJ

Sevgiler,